isfehani
Beşerî Bilimlerde Kur'an'ın Bilimsel Otoritesi ve Çağdaş İnsanın Zorluklarını Çözümlemedeki Rolü
Prof. Dr. Muhammed Ali Rızâî İsfahânî
Özet
Kökleri ayet ve Ehl-i Beyt (as) hadislerine uzanan Kur'an'ın Bilimsel Otoritesi konusu son yüz yıldır İslam mütefekkirlerinin odak noktası olmuştur.
Bu çalışmada Kur'an'ın bilimsel otoritesi üzerine uzmanların çoğunu işaret ettiği toplam 15 mana ve uygulaması resmedilmiştir.
Kur'an'ın bilimsel otoritesi aklî ve naklî birçok delile sahiptir ve nitekim Bakara suresi 185’te geçen ve devam eden “هُدىً لِلنَّاسِ” (Huden li’n-nâs) “İnsanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur'an..” cümlesi buna işarettir.
Öte yandan Kur'an'ın bilimsel otoritesi modern dünyanın problemleri olan etnik ve mezhepsel bölünmeleri, nispeten cehalet sayılabilecek bilimsel zayıflığı, sömürgeciliği, insanların din ve dünyayı birbirinden ayrı görme olgusunu Müslümanlar için çözüme kavuşturacak bir konumdadır.
Bu makale tanımlayıcı, çözüm odaklı ve analitik bir şekilde kaleme alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kur’an, otorite, bilimsellik, modern zorluklar
Giriş
Kökleri ayet ve hadislere uzanan Kur'an'ın Bilimsel Otoritesi konusu; geçmişi, kavramsallığı, temelleri, görüşlerin nedenleri, alanları, sebepleri, sonuçları ve zorlukları gibi başlıklar altında incelenmekte ve bu makalede de bunlardan bazıları olan kavram, sebep ve sonuçlar üzerinde durulmaktadır.
1. Kavramsallaştırma:
1. Kur’an, 114 sure ve 6236 ayetten oluşan Müslümanların semâvî kitabıdır.
2. Bilim: beşerî öğretiler anlamına gelmektedir. Bu ise hem tecrübeye dayalı deneysel bilimler (insan ve doğa) hem de entelektüel, aktarılabilir ve sezgisel bilimlerdir. Ancak bu makalenin odak noktası (eğitim, siyaset, ekonomi, hukuk, yönetim, sosyoloji ve psikoloji gibi konuları içeren) beşerî bilimlerdir. Bazı uzmanlar beşerî bilimleri şu şekilde tanımlamıştır:
“Beşerî bilimler, insan eylemlerini ve hükümlerini, bunların etkilerini, sonuçlarını tartışan ve durumunu inceleyen disiplinlerdir. Ve başka bir deyişle: Bilim, insan iradesi ve bilinciyle gerçekleştirilen varlıklarla ilgilidir.”
3. Otorite ve mercîiyet: Mercîiyet “Re-Ce-‘A / رَجَعَ” “geri dönmek” kelimesinin türevidir. Ve özellik aşağıdaki anlamlara sahiptir:
- İnsanların tavsiye almak veya sorunlarını çözmek için başvurdukları mütefekkir ve tecrübeli uzaman kişi. Merci-i taklîd örneği gibi.
- Bir konu hakkında gerekli bilgi ve birikime ulaşmak için başvurdukları referans ve kaynak kitapları gibi.
- Dilbilgisinde, ‘zamirin atıfta bulunulduğu kelime’ anlamına gelir. İngilizce sözlükler ‘authority’ kelimesini hem itibar edilen, güvenilen ve muteber yazar olarak tercüme etmişlerdir, hem de bir şeye hâkim olmak, bir şeye hükmetme gücüne sahip olmak anlamları verilmiştir.
Burada Kur'an'ın otoritesinden kastedilen şey, bu kitabın güvenilir ve yetkin bir kaynak oluşundandır. Bilim insanlarının bu bilgi kaynağını ‘hedefler, temeller’ vb. konuların yanı sıra başta beşerî bilimler olmak üzere çeşitli bilim alanlarında kullanabilmeleri anlamında tüm bilimlere atıfta bulunmakta ve Kur’an öğretilerine dayalı bilimleri yönlendirmek ve dönüşümün kaynağı haline getirmekte kullanırlar.
2. Kur’an'ın Bilimsel Otoritesinin Anlamları ve Uygulamaları
Kur'an'ın otoritesinin anlamlarının her biri, farklı otoritelerinin boyutlarından birini ifade edebileceği gibi bazen de iki veya daha fazla anlamı bir arada toplayabilir. Ayrıca otoritenin anlamlarından her biri, bir veya birden fazla bilgi alanında kullanılabilir.
2.1. Kaynak Oluşu
Bu yorumda, Kur'an'ın otoritesi şu anlama gelir: Öğretileri uzmanları için kanıt niteliğinde olduğundan Kur'an-ı Kerîm güvenilir bir kaynaktır. Diğer bir deyişle Kur’an ayetleri tek bir bilgide belgelenmiş ve kanıtlanmıştır.
Örneğin, Kur'an-ı Kerîm bazı ilimlerde doğrudan kaynak olabilir. İslam hukuku olarak adlandırdığımız fıkıh ilminin dört kaynağı olan kitap-sünnet-akıl-icma bu kaynaklara dayanılarak oluşturulur ve onlardan çıkarım yapılır.
2.2. İmza Yetkisi
Bu yorumda, Kur'an'ın otorite oluşu şu anlama gelir: bir bilginin sonuç ve öğretileri Kur’an'a yönlendirilip sunulur. Kur'an'a uygunsa ve Kur'an’ın herhangi bir ayeti o maddeye işaret ederse (veya muhalefet etmezse) kabul edilir, aksi takdirde reddedilmiş olarak kabul görür. Aynı şekilde hadisler hakkında da durum böyledir; hadislerin muhtevası Kur'an'a sunulur ve yeri yoksa reddedilir.
Otoritenin bu anlamı örneğin ekonomi, hukuk vb. bazı konular hakkında da cereyan etmektedir.
Allâme Seyyid Fazlullah örneğinde görüleceği gibi bazı müfessirler bu konuda hadislerin tartışmaya açık olması gerektiğini, her düşüncenin, fikrin, bilimin Kur’an'a sunulması gerektiğine ve eğer Kur’an'a aykırı ise terk edilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
2.3. Yargı Merciî
Bu yorumda, Kur'an-ı Kerîm'in hüküm verme ve hükmetme konusunda bilimsel bir yetki ve otoritesi vardır. İslam Peygamberinin uyuşmazlık ve ihtilaflar konusunda hüküm kaynaklarından biri Kur'an'dır ve ona göre hükmetmekle yükümlüdür.
“Gerçekleri içeren bu kitabı sana biz indirdik ki insanlar arasında Allah'ın gösterdiği yöntemle hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma.”
Elbette hâkimler de ihtilaflarda Kur’an'a başvurmak ve ona göre hüküm vermekle yükümlü olduğundan, hüküm ve tahkimde Kur’an onların bilimsel dayanağıdır.
Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Fazlullah, kendi tefsirinde Kur'an'ın bu yetkisinden detaylı bir şekilde bahsetmiştir.
2.4. Bilgiye Dayalı Referans
Epistemik referans olarak da adlandırabileceğimiz bu konuda, Kur'an'ın ilmî otoritesi yalnızca insan bilgisinin duyu ve akıl yolu ile sınırlı olmadığı anlamına gelmektedir. Bilakis vahiy ile sağlandığını gösterir.
Dolayısıyla bilimsel teoriler nasıl akıl ve tecrübeye dayalı olarak oluşturulup ispatlanabiliyorsa, Kur’an ayetlerinden de yola çıkılarak oluşturulabilir ve Kur’an'daki delil ve karinelerle sunulabilir.
Bu bağlamda Kur'an'ın bilimsel teorileri, doğa ve beşerî bilimler alanında şekillenmektedir. Bu meseleye örnek olarak gökteki canlıların varlığı (Şura/29) veya kozmolojideki yedi gök betimlemesi ve ayrıca Kur'an'dan kaynaklanan beşerî bilimlerin bazı teorileri ileri kabul edilebilir.
2.5. Uygulamalı Kontrol ve Hâkimiyet (Kur'an'a Dönüş)
Bu yorumda, Kur'an'ın bilimsel otoritesi, Kur'an öğretilerinin insan hayatının farklı alanlarında geçerli kılınmasına dairdir. Yani ilim sahalarında Kur’an’ın amelî hükmü, toplumda da Kur'an'ın hâkimiyetine yol açmaktadır.
Kur’an’a dönüş (Kur’an’a yönelme/Rüc’u ila’l Kur’an) nazariyesi, Seyyid Cemaleddin Esedâbâdî’nin ‘Kur’an raflardan indirilerek açılmalı ve bizzat Allah'ın dediği dinlenmeli’ kuramıdır. Merhum İmam Humeynî ve Ayetullah Hamaneî gibi bazı büyük şahsiyetler de buna atıfta bulunarak bu konuyu Kur’an'ın otoritesi olarak zikretmişlerdir.
Yetkinlik ve otoritenin bu manadaki anlamı, İslam Devrimi’nden sonra İran halkının sosyal-ekonomik-siyasal yaşam alanlarında belli bir ölçüde uygulanmış ve büyük bir dönüşüm de sağlanmıştır.
2.6. Cevap Verebilir Olmak
Bu yorumda, Kur'an-ı Kerîm'in bilimsel otoritesinin anlamı şudur: Kur'an günümüz insanının ihtiyaçlarına cevap verir. Ve her çağın yeni meseleleri ile ilgili olarak, Kur'an'ın bakış açısı elde edilmekte; fikir ve eylem ölçütü olarak kullanılmaktadır. Bu yorumda, Şehit Sadr'ın Kur’an dışı tematik yaklaşımı kullanılmaktadır. Örnek olarak siyaset ilminin yeni mefhumlarından birisi olan demokrasi vb. yorumlar alınır ve Kur’an’la değerlendirilir. Bu yolla konunun tefsiri de Kur'an'ın görüşünü elde etmek için çıkarımsal olarak yapılır. Böyle bir yaklaşımda Kur'an bunu bazen reddedebilir veya kabul de edebilir veyahut şartlı olarak ve yeni bir biçimde (örneğin, Şura ve benzeri şeklindeki dini demokrasi...) olarak kabul edebilir.
Allâme Fazlullah da kendi tefsir kitabında Kur'an-ı Kerîm'in bilimsel otoritesine değinmiştir. Aynı zamanda Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî de kendi konuşmalarında bu manaya değinmektedir.
2.7. Bilime Yönelme
Bu yorumda, Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Bilimin temel ve hedefleri Kur’an'dan çıkarılır ve bu bilimler, Kur'an'dan etkilenir ve yönlendirilir. Buna örnek verecek olursak; eğitim bilimleri gibi modern beşerî bilimlerde eğitimin amaçlarını, ilkelerini, temellerini ve hatta eğitime engel olan unsurları Kur'an'dan çıkarmak mümkündür. Bu bilgiyi deneysel bulgularla birlikte kullanmak ve “disiplinler arası tematik yorumlama yöntemi” veya tutarlı yöntemler kullanarak yeni bilim alanı açmak da mümkündür.
Bu konuyla alakalı Ayetullah Misbah Yezdî ve Ayetullah Hamaneî, "beşerî bilimlerin evrimi" başlığı altında Kur'an'ın bilime yön vermesinden sıkça bahseder.
2.8. Rol Model Otoritesi
Bu yorumda ise Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Bilimler modellerini Kur'an'a göre belirleyebilirler. Örneğin eğitim modeli, siyasi sistem, ekonomik metotlar vb. Kur’an'dan alınmalıdır. İnsanın ideal ve arzu edilen aile modeli vb. öğretileri Kur'an'dan alması gibi ilim ve hatta genel kültür ve İslam medeniyeti de bu kalıpların ekseninde şekillenmelidir.
2.9. Açıklayıcı Otorite
Kur’an, meseleleri açıklayıp ve detaylandırmak için bilimsel bir referans hükmündedir. Çünkü Kur'an, meseleleri tarif eder (Nahl/89) ve meseleleri detaylandırır (Yusuf/111). Dolayısıyla Kur’an'ın genel ayetlerinden bir mesele açıklanmak istendiğinde yine başvurulacak otorite Kur’an'ın kendisidir. Kur’ân-ı Kerîm’in Kur’an'la tefsiri, ayetlerinin her şeyi ifade etmesi esasına dayanmaktadır, dolayısıyla kendi ayetlerinin de açıklayıcısıdır. Bu nedenle Merhum Allâme Tabâtabâî, el-Mizan'ın mukaddimesinde Kur'an'ın Kur'an ile tefsiri meselesine Nahl suresi 89. ayet-i kerimeyi “تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ” “Her şeyin açıklayıcısı” delil göstererek başlamıştır.
2.10. Edebî Otorite
Bu yorumda, Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Kur'an, edebî kaidelerin kaynağı ve doğruluk ölçütüdür.
Kur'an-ı Kerîm bir Arap edebiyatı şaheseridir ve tüm dünya tarihi boyunca edebiyatın zirvesi hep Arap edebiyatı olmuştur. Buna rağmen İslam öncesi Cahiliye döneminde parça parça dağınık şiirler vardı. Fakat edebî ilimler (sarf, nahiv, belâgat vb.) Kur'an'dan sonra ve onun bereketiyle başlı başına bir ilim olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, tüm edebî kurallar Kur’an'a uymalı ve bu Arap dilinin edebî zirvesine uyum sağlamalıdır.
2.11. İlimlerin Kaynağı Olmak
Bu yorumda ise Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Kur’an, ilimlerin doğuş noktasıdır. Merhum Allâme Tabâtabâî’nin ‘İslam’da Kur’an’ adlı eserinde aktardığına göre; Kur’ân-ı Kerîm bazı ilimlerin (tefsir ilimleri, hadis, tecvit vb.) doğrudan ortaya çıktığı kaynak olmuştur. Ayrıca dolaylı olarak Rical, Dirâye gibi hadis ilimleri ile alakalı branşların ve fıkıh ilkeleri vb. gibi çeşitli ilimlerin ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Aynı zamanda kadim zamanlardan beridir var olan (tıp ve astronomi gibi) mevcut ilimlerin gelişmesine yol açmıştır. Hal böyle olunca da Kur’an doğrudan ya da dolaylı olarak bilimsel referans ve otorite kabul edilir.
2.12. Referans Otoritesi (İstihrâcî ve İstinbâtî)
Bu yorumda Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: bir takım söylenen şeylerin bir kısmı Kur'an ayetlerinden alınmıştır. Örnek olarak Ehl-i Beyt (as) hadislerinin dayanağı Kur’an’dır. Bu konuda İmam Muhammed Bâkır (as) şöyle buyurmaktadır:
“Size ne zaman bir hadis söylersem, benden bu konu hakkında Kur'an'dan bir şahit getirmemi isteyin.”-
Öyleyse masum bir İmam veya Kur'an müfessirleri ayetlerden bir şey alıyor veya Kur'an'la bunu belgeliyorlarsa, Kur'an'ı bilimsel bir referans haline getirmiş oluyorlar.
2.13. Bilim İnsanlarının İlmî Açlığını Gidermek
Bu yorumda da Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Beşerî bilimler insanlığın bilimsel açlığını tam manasıyla gideremezler çünkü bilimin nicel, nitel, mekânsal ve zamansal sınırlamaları vardır ve hatta yanılma payı dahi çoktur. Ama Kur’ân-ı Kerîm bizleri Allah’ın sınırsız ilmine götürmektedir. O öyle bir kitaptır ki; hem zaman ötesi, hem de mekân ötesidir. Nitekim rivayetlerde şöyle geçmektedir: Hz. Ali (as) buyurmaktadır:
“Allah onu, âlimlerin susuzluğunu gideren pınar karar kılmıştır.”
Feyz-i Kaşanî otorite ve yetkinliğin bu anlamından bahsetmiştir.
2.14. Tedavi Ediciliği (İnsanın Acılarını İyileştirmesi)
Bu yorumda ise Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Kur’an, insanlığın çaresi olmayan dertlerine şifadır. Ayet ve hadislerde de belirtildiği gibi:
“Biz Kur'an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.”
Hz. Ali (as) şöyle buyurmuştur:
“Hastalıklarınızı onunla tedavi edin. Zorluklarınıza karşı ondan yardım isteyin. Çünkü o, küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır."
Yine bu konuda Feyz-i Kaşanî Kur’an’ın yetkinliğinden bahsetmiştir.
2.15. Kültürel Otorite (Paradigmasal)
Bu yorumda Kur'an’ın otorite oluşunun anlamı şudur: Kur'an-ı Kerîm ilimlerin kültürel altyapısını oluşturur. Kur'an, varlık ötesi bir gerçeklik olduğu için eğitimsel, politik, sosyal vb. sistemler üzerinde etkisi olan kültürel bir altyapı oluşturur. İslam kültürü, bilim ve medeniyetine genel bir yön verir. Bu nedenle bilimsel otoriteye sahiptir.
Örneğin Kur’an, birçok ayet-i kerimesinde tevhidi emreder ve onun bu prensibi tüm bilimsel sistemlerde de yakından müşahede edeceğimiz üzere oldukça etkilidir. Eğitimin, siyasetin, toplumun vb. şeylerin Allah'a yakınlaşmasına öncülük eder. İlahî iradenin her şeye hâkim olmasını sağlar. Zaten Kur’an'ın bilimsel sistemlerini beşerî sistemlerden ayıran da budur.
3. Kur'an'ın Bilimsel Otorite Oluşunun Gerekçe ve Delilleri
Kur'an-ı Kerîm, bilim de dâhil olmak üzere insanın tüm dünya ve ahiret işlerine rehberlik edip, yön veren İslam'ın ilk ve en önemli kaynağıdır.
Şimdi burada Kur'an'ın ilmî otoritesi olduğuna dair dinin içinden (naklî) ve dinin dışından (aklî) gerekçe ve delillere başvuracağız:
3.1. Naklî Nedenler ve Deliller
Kur’an’dan Örnek ve Deliller
Kur'an'ın bilimsel otorite oluşunun en önemli Kur'ânî gerekçeleri aşağıdaki gibidir:
a) Kur’an’ın Gerçekliği:
Kur’ân-ı Kerîm hakikat kitabıdır. Yani içeriği doğru ve gerçeklerle birebir örtüşür.
“ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّۜ”
“İşte bu böyledir, gerçekleri içeren bu Kitabı Allah indirmiştir.”
Kur’an haktır; dolayısıyla gerçeğe, akla, bilime, doğaya ve tecrübeye uygundur. Hal böyle olunca onun rehberliği daha kararlı ve güçlüdür:
“اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ”
“Gerçek şu ki bu Kur'ân, insanları dosdoğru yola iletir.”
Hâlbuki beşerî bilimler deneysel kanıtlara dayandığı için genellikle yanılma payları vardır. Bunların sahihliği ve gerçeğe uygunluğu ise kesin olarak ispat edilemediğinden, bilimsel referans olarak hakikatin kaynağı yani Kur'an ön planda olmak zorundadır.
b) Kur'an'ın Furkan Oluşu (Hak ile batılı birbirinden ayırması):
“تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يرًاۙ”
“Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkânı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek yücedir!”
Bu ayette, Allah'ın yücelik ve bereketi Kur'an'ın vahyedilmesi meselesiyle ilişkilendirilmektedir. Bu şekilde Kur’an'ın indirilmesinin Allah'ın nimetlerinin tecellilerinden biri olduğu gösterilmekte ve Furkan sahibi olmak da en büyük nimetlerden biridir. Çünkü bu, insanı doğruyu yanlıştan ayırmaya yönlendirir.
"Furkan" ayırıcı (doğruyu yanlıştan ayıran) demektir. Bu kelime Kur’an'da bazen “Kur’an”, bazen aydınlatıcı mucizeler, bazen de “Tevrat” anlamında kullanılmıştır ama bu ayette kastedilen Kur’an’ın kendisidir.
İmam Cafer-i Sadık’tan rivayet edilmiş ve buyurmuştur:
“Kur'an (isim) Kur’an'ın tamamıdır ve Furkân (isim), takip edilip uyulması gereken Kur’an'ın hükümleridir.”
Kur’ân-ı Kerîm dünyayı, insanı, toplumu ve bu konudaki teamülleri, müminleri, kâfirleri ve münafıkları daha iyi anlama ve tanıma vesiledir. Zaten onların sıfat ve özelliklerini ifade etmekle onları birbirinden rahatça ayırıyor.
Kur'an-ı Kerîm, doğru inançları, kanunları, kuralları, faziletleri ve ahlakı bilmenin bir aracıdır ve onları batıl ve çürük olan içeriklerden ayırır. Aynı şekilde eğitim, siyaset, sosyal, ekonomik vb. konularda olduğu gibi, insan iki yol üzerinde tereddütte kaldığında, Kur’an ayetleri hakkı batıldan ayırarak kişiyi doğru yola iletir.
c) Kur’an’ın Ayırıcılığı:
"إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ * وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ"
“Şüphesiz ki o (Kur'ân), elbet (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. Ve o, şaka değildir!”
Bu ayetlerde ‘Kavlû’l fasl’ veya ‘Faslû’l hitâb’tan söz edilmekte; yani hiçbir surette şaka olmayan, hak ile batılı birbirinden ayıran bir sözdür ve bu ayırıcı sözden kasıt Kur'an'dır. Bu konu bazı hadislerde bahsedile gelmiştir.
İmam Cafer-i Sadık’tan (as) şöyle nakledilmiştir:
“Bu [ayet] bir yemine cevaptır [ve anlamı şudur], Kur'an'ın hak ve batılı belirterek ikisini birbirinden ayırması anlamına gelir.”
d) Kur’an, İhtilaflarda Bilimsel Bir Referanstır:
"اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ"
“Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere taraf olma!”
Kur’an’ın Hidayet Kapsayıcılığı:
Kur'an-ı Kerîm, insan yaşamının tüm yönlerini kapsayan genel bir rehberliğe sahiptir. Çünkü o, “insanlara yol gösteren” olarak adlandırılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yapılan beyanın kendisidir; nitekim tüm insanoğluna hitap eden bu ayet; zaman, mekân ve durum gözetmeksizin indiği andan itibaren herkesi kapsamaktadır. Yani bütün insanları, tüm zaman diliminde, bütün ülkelerde, siyasi, sosyal ve ekonomik her durumda kapsamaktadır.
Öyleyse Kur'an insanlığa dair tüm alanlarda bir rehber hüviyetindedir. Hal böyle olunca da tüm beşerî bilimleri yönlendirebilir. Tabii ki, Kur'an-ı Kerîm'in mezkûr alanların tüm ayrıntılarını açıklamasını beklememeliyiz, çünkü o bir anayasa kitabı gibidir. İnsana rehberlik etmek için genel hatlara değinir ve hayata ilişkin detayları insanın aklına ve bilime bırakmıştır. Bu şekilde, insanları düşünmeye ve bilime teşvik etmiştir. Ama buna rağmen yine de birçok konuda detaya girmekten çekinmemiştir.
3.2. Akılcı ve Tecrübî Delil ve Nedenler
Kur’an'ın bilimsel otoritesi için, akılcı ve rasyonel delilleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Beşerî bilimlerin hataya açık oluşu ve Kur'an'ın bundan uzak oluşu:
İnsanın hâlihazırda istifade ettiği bilgiler, deneme-yanılma ile elde edilen tecrübî bilimlere dayalıdır ve bu, modern insanı birçok zorluk ve meşakkate duçar etmiştir. Örneğin, Seküler ve hümanist temeller üzerinde gelişen mevcut beşerî bilimler, siyasi arenada (zulümler, askerî zorbalıklar, acımasız savaşlar vb.) ekonomik alanda (sınıfsal bölünmeler, yoksulluk vb.) toplumsal arenada (insanlar arasında sevgi yoksunluğu, ailelerin çöküşü, yozlaşma ve fuhuş vb.) eğitim ve ahlak alanında (eğitim ve ahlakî sapmalar, ahlakî değerlerin ihmali veya hiç sayılması vb.) ve psikoloji sahasında (zihinsel bozukluklar, stres, zihinsel sağlık eksikliği vb.) birçok sorunu da beraberinde getirmiştir.
İşte bu nedenlerden ötürü hâlihazırdaki bilimler çıkmaza girmişlerdir. Zaten en başından itibaren bilinçsizce ilerlemiştir. Çünkü deneyime ve hata kabul edebilecek dürtülerle yola çıkılmıştı.
Bu yüzden insan aklı beşerî bilimler alanında farklı bir yol seçilmesi gerektiğini teyit eder. O da hata kabul etmeyen Kur'an'ın ta kendisidir. Başka bir deyişle, bilimsel dayanaklara destek olması için tecrübe hislerle değil, tamamen hatadan muaf bir kaynağa güvenmek gerekir. Bu şekilde hata kabul eden bilimsel çalışmalara yön verecek ve güvenilir bir sonuca erdirecektir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerîm’in özellikle beşerî bilimlerde bilimsel bir referans ve otorite olması gerekir.
Evet, tecrübî bilim, insanlara çok fazla hizmet sunmasına rağmen yine de savunmasız ve hataya gebedir. Hal böyle olunca da aklıselim, hata kabul etmeyen bir kaynağa yönelmeyi ve beşerî bilimleri bu kaynak üzerine inşa etmeyi savunur.
b) Kur'an'ın aksine beşerî bilimlerin kapsamsız ve kalıcı olmayışı:
Tecrübî ilimlerin sorunlarından birisi hiç şüphesiz insanın deney ve duyuları ile şekillenmesi ve maddî anlamda da olsa sonuçta sınırlı bilgiler sunmasıdır. Dolayısıyla bir önceki maddede de değindiğimiz gibi kapsamlı değildir ve öte yandan bu bilimler yeni deneyim ve araştırmalara göre her an değişebilir. Bu da onun kalıcı olmadığı anlamına gelmektedir.
Ancak Kur’ân-ı Kerîm, Cenab-ı Hakk'ın bütün insanlara ve her yere indirdiği bir kitaptır.
“Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkânı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek yücedir!”
Dolayısıyla bu kutlu kitap tüm nesiller, bütün çağlar ve her yer içindir. Yani ebedî ve evrenseldir. Öte yandan kapsamlı ve kaplayıcıdır. Bu da onun hidayetinin, dünya ve âhirette bütün bireysel ve toplumsal boyutları kapsadığı manasına gelmektedir. Yani bu kitap, insan hayatına doğrudan etki eden bilimi yönlendirilmeyi hak ediyor. Çünkü onun emir ve öğretileri zaman ve mekân ötesidir yani ebedidir.
c) Kur’ân-ı Kerîm medeniyet yapıcı tarihsel bir deneyime sahiptir:
On dört asırlık İslam tarihi boyunca İslam medeniyeti iki kez zirveye ulaşmıştı; bunlardan ilki kamerî 4. ve 5. yüzyıllarda, ikincisi ise kamerî 10. ve 11. yüzyıllarda yani Safevîler döneminde olmuştu. Bu dönemlerde Müslümanların bilime önem verme konusunda Kur’an'ın ve Ehl-i Beyt'in öğretilerine bir ölçüde uydukları anlaşılmaktadır. Bu da kültürün, bilimin, üretimin, uygarlığın, ekonominin vb. gelişmesine yol açmıştı.
Ama ne zamanki Müslümanlar, Emevîler zamanında ve Abbasîler döneminin büyük bir bölümünde olduğu gibi, Kur’an'ın öğretilerinden ve Ehl-i Beyt'in yolundan uzaklaştılar; bocalayıp kültür ve medeniyet açısından gerileyişi tattılar. Yüzyıllar boyunca, bilimsel geri kalmışlığın da acısını çekerek Batı tarafından sömürgeleştirilip, istismar edildiler.
İşte bu tarihi tecrübe, bizlere açıkça Kur’ân-ı Kerîm'in kültüre, bilime ve medeniyete rehberlik edecek en iyi kaynak olduğunu, yani bu konularda bilimsel otoriteye sahip olabileceğini göstermektedir.
4. Kur’an'ın Bilimsel Otorite Alanları
Kur’ân-ı Kerîm’in en önemli bilimsel ve ilmî yetki alan ve sahaları aşağıdaki gibidir:
4.1. Bilimin Temelleri Üzerindeki Etkisi
Bilimin temel ve kaynakları, genellikle o bilginin nedenleri ve felsefesinde veya diğer bilimlerde tartışılan ve elde edilen herhangi bir malumat ve bilginin ön varsayımlarıyla oluşur. Bu varsayım ve nazariyeler de ister istemez her bilimin yönü üzerinde oldukça etkilidir.
Basit bir sınıflandırmayla temel bilgileri üç kategoriye ayırabiliriz:
a) Ontolojik Temeller
Dünyanın başlangıcı Allah’tır ve dünya tektanrıcılık merkezlidir.
“هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ”
“O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zahirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) batındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O'nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir.”
Dünyanın sonu yine Allah’tır.
“اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ”
“Doğrusu biz Allah’a aidiz ve sonunda yine O’na döneceğiz”
Ölüm, yaşamın sonu değildir; aslında gerçek hayat olan sonsuz yaşamın başlangıcıdır.
"وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ"
“Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur (asıl yaşanacak yer orasıdır), keşke bilselerdi!”
Diriliş gününde herkes mükâfatını alacak ve cezasını çekecek.
"فَمَن یعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَیراً یرَهُ * وَ مَن یعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً یرَهُ"
“Artık, kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.”
Dünyada, bizlerin âleminden gayrı, melek ve cinler âlemi gibi, insanın duyularının ötesinde var olan âlemler de vardır. (Cin suresi vb.)
İşte bu mezkûr ilkeler, materyalist dünya görüşünden oldukça farklı olup, insanın dünyaya bakış açısını değiştirebilmekte ve bunun yanı sıra birçok bilim dalını etkilemektedir. Mesela eğitime yeni bir anlam kazandırıyor, yani eğitmen eğittiği kişiyi bu ilke ve esaslara göre yetiştirirse başarılı olması işten dahi değildir. Öyle ki eğitmen kendisinin Allah'tan geldiğini bilirse ve yolun sonunun da O'na varacağını kestirirse; ebedî âleme hazırlanacak, eylem ve hareketlerinin hesabını bilecek, gayb âlemiyle (cinler ve melekler vb.) bağlantılı olduğunu görecektir. İşte Kur’an esaslarına dayalı bir eğitim, seküler bir eğitimden bu şekilde ayrılır. Bu bilgiler benzer şekilde, ekonomi, siyaset vb. diğer sahalar için de uygulanabilir.
b) Epistemolojik Temeller:
Kur’an'a göre insanın bilgi kaynakları şunlardır:
His ve Tecrübeler
"قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ"
"De ki: Dünyayı gezin dolaşın da, Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını anlamaya çalışın. Sonra, Allah tekrar yaratmayı da ölümden sonra diriltmeyi de gerçekleştirecektir. Allah elbette her şeye kadirdir."
Akıl ve Bilgelik
"الَّذِینَ یذْکرُونَ اللّهَ قِیاماً وَ قُعُوداً وَ عَلَى جُنُوبِهِمْ وَ یتَفَکرُونَ فِی خَلْقِ السَّماوَاتِ وَ الْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هذَا بَاطِلاً سُبْحَانَک فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ"
“O akıl sahipleri ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin! Ateş azabından koru bizi!”
Peygamberler tarafından tebliğ edilen ilahî vahiy:
"وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ"
"Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Fıtrat ve ilhamlar
"فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙ"
“Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.”
Dolayısıyla insan bilgisi yalnızca duyu ve deneyimle sınırlı değildir ve Pozitivistlerin de dediği gibi insan, yolunu aydınlatabilecek duyu ötesi bilgiye sahiptir. İşte bu husus, doğa ve beşerî bilimler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.
Örneğin, eğitim bilimlerinde, mezkûr ilkelere dikkat etmek; eğitmenin bir öğrenciyi yetiştirmesinde yalnızca duyu, deney ve hatta akıl ile yetinmemesi gerektiğini bilakis, insan terbiyesinin tamamlanabilmesi için ilâhî ilham ve vahiylerin de dikkate alınması gerektiğini ortaya koyar. Yine Bu bilgiler benzer şekilde, ekonomi, siyaset, hukuk vb. diğer konularda da geçerlidir.
c) Antropolojik Temeller:
İnsan, beden ve ruh olmak üzere iki alandan oluşan bir varlıktır:
"وَ إِذْ قَالَ رَبُّک لِلْمَلائِکةِ إِنِّی خَالِقٌ بَشَراً مِّن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ * فَإِذَا سَوَّیتُهُ وَ نَفَخْتُ فِیهِ مِن رُّوحِی فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِینَ"
“Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım." demişti. Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!”
İnsan yaradılışın gayesidir ve bütün dünya onun için yaratılmıştır:
"هُوَ الَّذِی خَلَقَ لَکم مَا فِی الْأَرْضِ جَمِیعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّماءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِکلِّ شَیءٍ عَلِیمٌ"
“O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.”
İnsan Allah’ın kulu ve O’na ibadet edendir
"وَ لَقَدْ بَعَثْنَا فِی کلِّ أُمَّةٍ رَسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَ اجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللَّهُ وَ مِنْهُم مَنْ حَقَّتْ عَلَیهِ الضَّلاَلَةُ فَسِیرُوا فِی الْأَرْضِ فَانظُرُوا کیفَ کانَ عَاقِبَةُ الْمُکذِّبِینَ"
"Yemin olsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, tâğutttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi, yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün."
İnsan, iki yol olan iyi ve kötünün başında seçme hakkına sahip bir varlıktır
"اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا"
“Elbet onu (amacına ulaştıracak olan) doğru yola Biz yönelttik: ister şükreder, ister nankörlük eder.”
Yukarıda bahsi geçen bu antropolojik temeller, insanın araştırmalarına konu olduğu bilimler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.
Örneğin, eğitim bilimlerinde yukarıdaki temellere dikkat etmek, eğitmenin insan hakkında derin bir anlayışa sahip olmasını sağlar ve bu da onun eğitiminde oldukça etkilidir. Eğitmen yetiştirdiği kimseyi Allah'a kulluk edecek ve ibadete duracak birisi yapmak istiyorsa ister istemez seküler eğitimden uzak duracaktır. Zaten insanın ilahî ruhuna odaklanıldığında eğitmenin asıl amacı artık insanın fiziksel ve zihinsel eğitimi olmaktan çıkacak aksine ruhî ve manevî eğitimi ön planda olacaktır. Aynı şey psikoloji, sosyoloji gibi diğer bilimler için de geçerlidir.
Not: yukarıdaki konulara dair birçok ayet-i kerime var olmasına rağmen bizler, yalnızca birer tane paylaşmakla yetindik. Hâlbuki bunlardan her biri bağımsız Kur’an araştırmalarının konusu olabilir.
d) Değerlerin Temellerini Tanıma
Aşağıda zikredileceği üzere Kur’ân-ı Kerîm’de bazı değerler asil ve gerçek olarak tanımlanmaktadır:
İman
"اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ"
“Hiç inanan kimse, (yoldan çıkan) fasık gibi olur mu? Elbette bunlar bir olmazlar.”
İlim
"یا أَیهَا الَّذِینَ آمَنُوا إِذَا قِیلَ لَکمْ تَفَسَّحُوا فِی الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا یفْسَحِ اللَّهُ لَکمْ وَ إِذَا قِیلَ انشُزُوا فَانشُزُوا یرْفَعِ اللَّهُ الَّذِینَ آمَنُوا مِنکمْ وَ الَّذِینَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِیرٌ"
"Ey iman edenler! Size, "Meclislerde yer açın!" dendiğinde, yer açın ki, Allah da sizin için genişlik sağlasın. "Kalkın!" dendiğinde de kalkın ki, Allah, içinizden inananlarla kendilerine ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."
Basiret
"قُل لاأَقُولُ لَکمْ عِندِی خَزَائِنُ اللّهِ وَ لاَ أَعْلَمُ الْغَیبَ وَ لاَأَقُولُ لَکمْ إِنِّی مَلَک إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَایوحَى إِلَی قُلْ هَلْ یسْتَوِی الْأَعْمَى وَ الْبَصِیرُ أَفَلاَ تَتَفَکرُونَ"
"Onlara şunu söyle: ‘Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!’ Sor onlara: Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?"
Adalet
"وَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً رَجُلَینِ أَحَدُهُمَا أَبْکمُ لاَ یقْدِرُ عَلَى شَیءٍ وَ هُوَ کلٌّ عَلَى مَوْلاَهُ أَینَما یوَجِّهْهُ لاَیأْتِ بِخَیرٍ هَلْ یسْتَوِی هُوَ وَ مَن یأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَ هُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِیمٍ"
"Allah şöyle bir örnekleme de yaptı: İki adam; birisi dilsiz; hiçbir şeye gücü yetmez, efendisi/yöneticisi üstüne sadece bir yük. Efendi onu nereye gönderse hiçbir hayır getiremez. Şimdi bu adam, dosdoğru bir yol üzerinde bulunup adaletle emreden kişi ile aynı olur mu?"
Cihat
"لاَیسْتَوِی الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِینَ غَیرُ أُولِی الضَّرَرِ وَ الْمُجَاهِدُونَ فِی سَبِیلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَ أَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِینَ بِأَمْوَالِهِمْ وَ أَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِینَ دَرَجَةً وَ کلّاً وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِینَ عَلَى الْقَاعِدِینَ أَجْرَاً عَظِیماً"
"İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihadedenler bir olmaz. Allah, mallarıyla canlarıyla cihadedenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik va'detmiştir ama mücahidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır"
Takva
"یاأَیهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاکم مِن ذَکرٍ وَ أُنثَى وَ جَعَلْنَاکمْ شُعُوباً وَ قَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَکرَمَکمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاکمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِیمٌ خَبِیرٌ"
"Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır."
İşte bu değer temelleri, özellikle eğitim, ekonomi, politika vb. beşerî bilimlerde oldukça etkili olabilir. Örneğin, eğitim sahasında 'cihad' bir değer olarak addedilmezse ve şiddetin bir tezahürü olarak cihad ayetleri tanıtılırsa; doğal olarak ders ve eğitim müfredatından kaldırılır. Eğer ekonomide adalet kavramı bir değer olarak kabul görürse; üretim, dağıtım ve tüketimin yönü doğru olana kayar ve seküler anlayıştan uzaklaşır.
4.2. Kur’an'ın Bilimsel Otoritesinin Bilimin Amaçları Üzerindeki Etkisi
Kur’an'ın ilmî otoritesinin etki alanlarından biri de bilimin gaye ve amaçlarına yön vermesidir. Kur’ân-ı Kerîm ‘genel’ ve ‘özel’ iki düzeyde bilimin amaçlarını etkilemektedir:
a) Kur’an'ın bilimin genel amaçlarına etkisi:
Kur’ân-ı Kerîm Bakara suresi 156. ayet-i kerime ile "إِنَّا لِلّهِ وإِنّا إِلَیهِ رَاجِعُونَ" dünyanın Allah'tan ve dönüşünün de Allah'a doğru olduğunu bildirir. Ve İnsanın Allah ile buluşmasını nihaî mükemmellik ve kemâl olarak tanıtır:
"یاأَیهَا الْإِنسَانُ إِنَّک کادِحٌ إِلَى رَبِّک کدْحاً فَمُلاَقِیهِ"
"Ey insan! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacak, sonunda O'na kavuşacaksın."
Bu nedenle, tüm insan faaliyetleri bu yönde yönlendirilmelidir.
Öyleyse insanın Allah için ilim öğrenmesi ve bunu O'nun yolunda kullanması gerekir. Eğer ilimler bu esasa göre yönlendirilirse, ilâhî bir maksada ve beşerî kemâlin hizmetine sunulmuş olur. Bu nedenle tabiî bilimler nükleer fizik gibi, bomba yapmak ve insanlığı yok etmek amacıyla yönlendirilemez. Ayrıca beşerî bilimlerden olan eğitim, ekonomi ve siyaset gibi alanlar Kur'ânî öğretiler sınırları içerisinde değerlendirilirse insanoğlunun saadeti, kemali ve Allah'a yakınlığını sağlayacaktır. Zaten bu ilimler, iktidar peşinde koşan zenginlerin hizmetinde olmadığı için cephe alınmaktadır.
b) Kur’an'ın bilimin özel amaçlarına etkisi:
Kur’ân-ı Kerîm her türlü ilim sahasında kendine has gaye ve yöntemleriyle rol oynayabilir ve bilime yön vermede etkili olabilir, şimdi buna birkaç misal vereceğiz:
Ekonominin özel amacı üretkenlik ve zenginlik elde etmek olabilir veya onun hedefi, adalet ve eşit dağılım temeli üzerine Kur’ân-ı Kerîm'in öğretilerine dayanmak olabilir:
"لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَینَاتِ وَ أَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْکتَابَ وَ الْمِیزَانَ لِیقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَ أَنزَلْنَا الْحَدِیدَ فِیهِ بَأْسٌ شَدِیدٌ وَ مَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَ لِیعْلَمَ اللَّهُ مَن ینصُرُهُ وَ رُسُلَهُ بِالْغَیبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِی عَزِیزٌ"
"Andolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik ki Allah, kimin (ondan yararlanarak) gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür."
"یاأَیهَا الَّذِینَ آمَنُوا کونُوا قَوَّامِینَ لِلّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَ لاَیجْرِمَنَّکمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا إِعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَ اتَّقُوا اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِیرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ"
“Ey inananlar, Allah için adaletle şahidlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya yakışan budur. Allah'tan korkun, kuşkusuz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.”
Yani Kur’an akla ve vicdana uygun bir yöntem seçerek, toplumun ayrımcılığa ve yoksulluğa maruz kalmaması için normal ekonomik zenginlik ve refah elde etme çabalarına ek olarak, zenginliği tüm insanlar arasında dağıtmak ve adaleti uygulamak için çaba göstermemizi istemektedir.
"کی لاَ یکونَ دُولَةً بَینَ الْأَغْنِیاءِ مِنکمْ"
“(bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın.”
Ayrıca eğitimin özel amacı, öğrenenin zihnini bilimsel terimlerle doldurmak ve bunları kullanarak maddî yaşam, iş ve geçim sağlamak için daha yüksek bilimsel seviyelere ulaşmak olabilir. Veya yukarıdakilere ek olarak manevî eğitim ve ahiret eğitimi de düşünülebilir. Bu durumda eğitim bilimlerinin çehresi değişir. Kur’ân-ı Kerîm, eğitimin amaçlarını kendini geliştirme, ilahî kitabı öğretme ve aklî idrak olarak tanıtır.
"هُوَ الَّذِی بَعَثَ فِی الْأُمِّیینَ رَسُولاً مِنْهُمْ یتْلُوا عَلَیهِمْ آیاتِهِ وَ یزَکیهِمْ وَ یعَلِّمُهُمُ الْکتَابَ وَ الْحِکمَةَ وَ إِن کانُوا مِن قَبْلُ لَفِی ضَلاَلٍ مُبِینٍ"
“O Allah'tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap'ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.”
Ayrıca psikoloji alanında, aklı ve iradeyi güçlendirmenin yanı sıra insanın manevî boyutuna da dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu, insan ruhunun temizliğine ve Allah ile olan manevî ilişkisinin güçlenmesine dikkat etmek demektir. Hac, namaz vb. ibadetler de bu bağlamda tanımlanmalı ve araç olarak kullanılmalıdır. Aslında günahın ne gibi zararlara gebe olduğunu bilsek; onu bir akıl hastalığı olarak kabul etmek durumunda kalır ve onu çözmek için psikolojik çabalar sarf ederdik.
Müdüriyet ve yönetim alanında da ilahî hedeflere ulaşmak için bir örgütlenme ve lidere gereksinim vardır. Bu yönetici Kur'ânî değer ve düzenlemeleri bu kitleye hâkim kılmalıdır. Hal böyle olunca da Kur’an'ın bilimsel otoritesi yukarıda saydığımız tüm alanların çehresini olumlu yönde değiştirecektir.
4.3. Kur’an’ın İlmî Otoritesinin Diğer Bilimleri Yöneten İlkelere Etkisi
Her bilimde, o bilim sürecini yöneten genel kaideler olarak hareket eden ilke ve kurallar vardır, bu ilke ve kurallar araştırılır ve değiştirilirse; o bilimin yüzü de değişir. Genellikle bilimi yöneten ilkeler, bilimin temeli ve kaynaklarının etkisi altında şekillenir. Dolaysıyla bu bilimin temelinde ve kaynağında Kur’an yer alırsa (yani, bilimin epistemolojik temelleri ve değerleri bu kaynaktan etkilenir ve Kur’an bu bilimde bilimsel bir otorite olursa), bilime hâkim olan ilkeler Kur’an’ın öğretilerinden etkilenir bilimin de çehresini değiştirir.
Örnekler:
a) Siyaset
Kur’an'ın bazı ayetleri, siyaset biliminin yönünü etkileyen, yöneticilerin siyasetine ve Müslüman siyasetine yön veren ilkeleri ifade eder:
1. Müslüman halkın işlerinde kâfirlerin hâkimiyetinin yasaklanması (siyasi konulardan birisi)
"وَلَن یجْعَلَ اللّهُ لِلْکافِرِینَ عَلَى الْمُؤْمِنِینَ سَبِیلاً"
“Allah inkârcılara, inananlar üzerine egemen olma fırsatını vermeyecek.”
2. İslam toplumunda yöneticilerin egemenliğine karşı ilahî emirlere öncelik verme gerekliliği ve meşruiyetin önce Allah’tan, sonra peygamberden ve daha sonra Müslüman yöneticiden başlaması:
"یا أَیهَا الَّذِینَ آمَنُوا أَطِیعُوا اللّهَ وَ أَطِیعُوا الرَّسُولَ وَ أُولِی الْأَمْرِ مِنْکمْ"
“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin”
b) Yönetim
Kur’an'da bazı ayetler, İslam toplumunda yöneticilere uygulanan ve yöneticilik öğretilerinin yönlendirilmesinde büyük etkisi olan ilkeleri şöyle ifade etmektedir:
1. Yöneticilerin halkla istişare gerekliliği ancak son kararın yöneticiye ait olması:
"وَ شَاوِرْهُمْ فِی الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَکلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ یحِبُّ الْمُتَوَکلِینَ"
“İş hususunda fikirlerini al (müşavere et). Müşavereden sonra da bir şeyi yapmağa karar verdin mi, artık Allah'a tevekkül et. Gerçekten Allah tevekkül edenleri sever.”
2. Yöneticinin astlarına nezaketinin gerekliliği:
"وَ لَوْ کنتَ فَظّاً غَلِیظَ الْقَلْبِ لَانفَضُّوا مِنْ حَوْلِک"
“Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, muhakkak onlar etrafından dağılıp gitmişlerdi…”
3. Yöneticilerin gönlünün açık olması:
“قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِی صَدْرِی”
“Musa dedi ki: “Rabbim, gönlümü ferah kıl.”
c) Ticaret
Kur’ân-ı Kerîm'de, insanın ekonomik davranışına yön veren ve iktisadî bilgisinin yönlendirilmesinde büyük etkisi olan bazı ilkeler kullanılmıştır:
1. İsrafın ve savurganlığın yasaklanması:
"وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِیراً * إِنَّ الْمُبَذِّرِینَ کانُوا إِخْوَانَ الشَّیاطِینِ وَکانَ الشَّیطَانُ لِرَبِّهِ کفُوراً"
“(Malını) israf ile saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların biraderleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine (karşı) çok nankördür.”
"یا بَنِی آدَمَ خُذُوا زِینَتَکمْ عِندَ کلِّ مَسْجِدٍ وَ کلُوا وَ اشْرَبُوا وَ لاَتُسْرِفُوا إِنَّهُ لاَیحِبُّ الْمُسْرِفِینَ"
"Ey Ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez."
2. Ticarette faiz yasağı:
"یا أَیهَا الَّذِینَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَ ذَرُوا مَا بَقِی مِنَ الرِّبَا إِن کنْتُم مُؤْمِنِینَ * فَإِن لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّهِ وَ رَسُولِهِ وَ إِن تُبْتُمْ فَلَکمْ رُؤوسُ أَمْوَالِکمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَ لاَتُظْلَمُونَ"
“Ey iman edenler! Allah'tan sakının; iman etmişseniz, faizden arta kalmış hesaptan vazgeçin. Eğer böyle yapmazsanız, biliniz ki Allah'a ve Peygamberine savaş açmış olursunuz. Ama eğer tövbe ederseniz, anaparanızı geri almaya hak kazanırsınız. Böylece ne zulmedersiniz ne de zulmedilirsiniz.”
3. Fesat ve yolsuzluğun yasaklanması:
"وَ لاَتَأْکلُوا أَمْوَالَکمْ بَینَکمْ بِالْبَاطِلِ وَ تُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُکامِ لِتَأْکلُوا فَرِیقاً مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَ أَنْتُمْ تَعْلَمُونَ"
“Birbirinizin mallarını haksız yere yiyip tüketmeyin ve diğer insanların mallarından bir bölümünü günah olduğunu bile bile haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın.”
"وَ إِذَا تَوَلَّى سَعَى فِی الْأَرْضِ لِیفْسِدَ فِیهَا وَ یهْلِک الْحَرْثَ وَ النَّسْلَ وَ اللّهُ لاَیحِبُّ الْفَسَادَ"
“Bu gibileri, işbaşına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekonomik ve sosyal düzeni bozmaya çalışırlar. Ama Allah bozgunculuğu sevmez.”
Hiç şüphesiz hayatın olağan akışında bu mezkûr ilkelerin üretim, dağıtım ve tüketimi etkilediği aşikârdır.
d) Hukuk
Hukukî konularda Kur’ân-ı Kerîm, hukukun yönlendirilmesinde büyük etkisi olan bazı ilkeleri ortaya koymaktadır ve onlardan bazıları aşağıdaki gibidir:
1. Kanun koyucu yalnızca Allah’tır.
"مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلَّا أَسْماءً سَمَّیتُمُوهَا أَنتُمْ وَ آبَاؤُکم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِنِ الْحُکمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلَّا إِیاهُ ذلِک الدِّینُ الْقَیمُ وَ لکنَّ أَکثَرَ النَّاسِ لاَیعْلَمُونَ"
“Sizin, ondan başka taptığınız şeyler, ancak sizin ve atalarınızın uydurup adlandırdığı şeylerden ibaret, Allah, onların tanrılığına dair hiçbir delil indirmemiştir; hüküm ancak Allah'ındır. Ancak ona kulluk etmenizi emretmiştir, başkasına değil. İşte dosdoğru din de budur, fakat insanların çoğu bilmez.”
"وَ کتَبْنَا عَلَیهِمْ فِیهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَ الْعَینَ بِالْعَینِ وَ الْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَ الْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَ السِّنَّ بِالسِّنِّ وَ الجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ کفَّارَةٌ لَهُ وَ مَن لَمْ یحْکم بِمَا أَنْزَلَ اللّهُ فَأُولئِک هُمُ الظَّالِمُونَ"
“O kitapta onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara kısas yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına kefaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.”
2. İbadet hakkı, insanların en önemli haklarından birisidir, dolayısıyla hiç kimsenin Allah'ın zikrine, ibadethaneye ve mabede engel olmaya hakkı yoktur.
"یسْأَلُونَک عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِیهِ قُلْ قِتَالٌ فِیهِ کبِیرٌ وَ صَدٌّ عَن سَبِیلِ اللّهِ وَ کفْرٌ بِهِ وَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَ إِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَکبَرُ عِندَ اللّهِ..."
“Sana, Haram Ayda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günahtır. Lâkin insanları Allah yolundan alıkoymak, Onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretini engellemek ve oranın ahalisini oradan çıkarmak ise, Allah katında daha da büyük günahtır…”
e) Sosyal Konular (Sosyoloji)
Kur’an’ı Kerim toplum hâkimiyetini sağlayacak (özellikle toplum felsefesi alanında), sosyoloji bilimine yön verecek ve etkileyecek önemli ilkeler beyan etmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Toplumda zalimlere itaat etmenin yasaklanması ve mazlumlara kendilerini savunabilmesi hatta gerektiğinde savaşabilmesi için izin verilmesi ve himaye edilmesi.
"وَ لاَتَرْکنُوا إِلَى الَّذِینَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّکمْ النَّارُ وَ مَا لَکم مِن دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِیاءَ ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ"
“Ve zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateşle azaba uğrarsınız ve Allah'tan başka bir dostunuz yoktur, sonra yardım da görmezsiniz.”
"أُذِنَ لِلَّذِینَ یقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَ إِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِیرٌ *الَّذِینَ أُخْرِجُوا مِن دِیارِهِم بِغَیرِ حَقٍّ إِلَّا أَن یقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَ لَوْلاَ دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَ بِیعٌ وَ صَلَوَاتٌ وَ مَسَاجِدُ یذْکرُ فِیهَا اسْمُ اللَّهِ کثِیراً وَ لَینصُرَنَّ اللَّهُ مَن ینصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِی عَزِیزٌ"
“Kendileriyle savaşa girişilenlere, zulme uğradıklarından dolayı savaşmaya izin verildi ve şüphe yok Allah'ın, onlara yardım etmeye gücü yeter elbette.” “Onlar ki, sadece “Bizim Rabbimiz Allah'tır” dedikleri için, haksızlıkla yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, şüphesiz o zaman içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler çoktan yıkılıp gitmiş olurdu. Ve şüphesiz Allah, kendi dinine yardım edenlere, mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, çok üstündür, çok güçlüdür.”
Hz. Ali (as) buyuruyor:
“Her daim zalimin düşmanı mazlumun dostu olun”
2. Toplumda herkese iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın gerekliliği (bu durum ilk bakışta başkalarının işine karışmak ve toplumdaki hürriyeti kısıtlamak gibi görünse de toplum sağlığı için pek çok faydası vardır.)
"وَلِتَکن مِنکمْ أُمَّةٌ یدْعُونَ إِلى الْخَیرِ وَ یأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَ ینْهَوْنَ عَنِ الْمُنْکرِ وَ أُولئِک هُمُ الْمُفْلِحُونَ"
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
"وَ الْمُؤْمِنُونَ وَ الْمُؤْمِنَاتُ بَعْضَهُمْ أَولِیاءُ بَعْضٍ یأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَ ینْهَوْنَ عَنِ الْمُنْکرِ وَ یقِیمُونَ الصَّلاَةَ وَ یؤْتُونَ الزَّکاةَ وَ یطِیعُونَ اللّهَ وَ رَسُولَهُ أُولئِک سَیرْحَمُهُمْ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِیزٌ حَکیمٌ"
“Erkek ve kadın müminler, birbirlerinin yardımcısıdır; iyiliği emrederler, halkı kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. Allah'ın rahmet edeceği insanlar, bunlardır. Şüphe yok ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Not: Kur’ân-ı Kerîm’de diğer bilimleri de etkileyecek olan bir hayli ilke olmasına rağmen konumuzun uzamaması için bunlarla yetinmekteyiz.
5. Kur’an’ın, Bilimlerin Yöntemlerine Olan Etkisi
Her bilimde aklî veya naklî, deneysel veya sezgisel ya da bunların kombinasyonundan oluşan yöntemler vardır. Aynı zamanda pedagoji biliminde ‘davranış yöntemleri’ gibi her bilimin kendine özgü yöntemleri de vardır.
Kur’an’ı Kerim, (Kur’an’ın, hidayete yönelik hedeflerinden olan eğitim ve davranış, insanın yaşam biçimini etkileyen iktisat gibi konuların dışında) bilimlerin metotları hakkında her ne kadar bahsetmese de bilimlerin genel yöntemleri hakkında ve bazen de özel metotları hakkında bahsetmiştir.
Yalnız ilginç olan şu ki; Kur’an öğretileri, bazen bilimlerin genel metotları, bazen de özel metotları içerisinde yer alarak ilimlerin yöntemleri alanında yeni bir pencere açmaktadır.
5.1. Kur’an'daki Genel Bilim Yöntemleri
Genel olarak Kur’ân-ı Kerîm marifete açılan (naklî, aklî, deneysel ve sezgisel) tekniklere işaret ederek birleşik yöntemden bir yere kadar bahsedip, ele almıştır.
1. Kur’an, aklî yöntemlere önem verir, insanları hikmete ve düşünmeye çağırır ve teşvik eder.
(Akıl hakkında; Bakara / 73 ve 242, Yusuf / 2, Enbiya / 10, Müminun / 80 ve Zuhruf / 3. Ayet-i kerimelerine müracaat edilebilir. Tefekkür hakkında; Bakara / 219, Rum / 8, Âl-i İmran / 191, Nahl / 44, Haşr / 21 vb. rücu ediniz.)
"قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَکمْ"
“De ki: Doğru söylüyorsanız hadi, delillerinizi getirin bakalım.”
2. Kur’an, insanın dikkatini tabiata ve deneysel metoda çekmekte ve onu kozmolojiye, tabiat bilimlerine, antropolojiye vb. teşvik etmektedir.
(Râd / 2 ve sonrası, Hac / 5, Müminun / 12-21, Nahl / 3-17 vb. ayetlerine rücu ediniz.)
"أَفَلاَ ینظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ کیفَ خُلِقَتْ"
“Hâlâ bakmazlar mı develere, nasıl yaratıldı?”
3. Kur’ân-ı Kerîm bazen naklî yönteme atıfta bulunarak tarihin derinliğine dikkat çeken, peygamberlerin ve önceki ümmetlerin öğretici kıssalarını veya İslam'ın başlangıcındaki tarihi olayları (savaşlar vb.) anlatır, rapor eder ve kayda geçer.
(Bu konularda Enbiya, Yunus, Yusuf, Kehf vb. surelere rücu edilebilir) Kur’an herkesi yeryüzünde dolaşmaya ve geçmişin eserlerinden tecrübî olarak ders almaya çağırır.
"أفلم یسِیرُوا فِی الْأَرْضِ فَینظُرُوا کیفَ کانَ عَاقِبَةُ الَّذِینَ مِن قَبْلِهِمْ"
“Yeryüzünde hiç mi gezmezler de kendilerinden öncekilerin sonucu ne olmuş, görmezler?...”
4. Kur’an bazen vahiy ve ilahî ilhamlar aracılığıyla insanlara konuşulduğundan bahseder.
(Şûra / 51, Müminun / 27, Tâhâ / 38) ve Allah’tan insanlara ulaşan ilahî ilim yani Ledûn ilminden bahseder.)
"وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْماً"
“Yüce katımızdan kendisine ilim öğretmiştik.”
5.2. Kur’an'daki Özel Bilim Yöntemleri
Örnek: pedagoji (davranış) bilimleri deneysel yöntemi temel alır ancak bu genel yöntemin yanı sıra Kur’ân-ı Kerîm davranışta sezgisel bir yöntem önerir ve insan eğitiminde vahiy unsurunun yanı sıra insan nefsine iyi ve kötü ilhamlardan bahseder.
"وَ نَفْسٍ وَ مَا سَوَّاهَا * فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَ تَقْوَاهَا"
“Andolsun nefse ve onu şekillendirene, sonra ona kötülüğü ve ondan sakınmayı ilham edene.”
Ve hatta Ledûn ilmine sahip eğitmenlik yapandan bahseder.
"وَ عَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْماً"
“Yüce katımızdan kendisine ilim öğretmiştik.”
Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm'de özel eğitim yöntemleri dâhilinde pedagoji ve eğitim bilimlerinin yöntemlerinde yaygın olmayan tezkiye (arınma) ve kıraat yönteminden de bahsedilmektedir.
"هُوَ الَّذِی بَعَثَ فِی الْأُمِّیینَ رَسُولاً مِنْهُمْ یتْلُوا عَلَیهِمْ آیاتِهِ وَ یزَکیهِمْ وَ یعَلِّمُهُمُ الْکتَابَ وَ الْحِکمَةَ وَ إِن کانُوا مِن قَبْلُ لَفِی ضَلاَلٍ مُبِینٍ"
“O ki, okuma yazması olmayanlar arasından kendilerinden (Allah'ın) âyetlerini okuyan, onları (şirk kirinden) temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.”
Kur’ân-ı Kerîm deneysel metotların yanı sıra ilham ve arınma (tezkiye) metotlarını da önererek eğitim yöntemlerinde yeni bir alan açmaktadır.
Elbette ekonomi konularında (faizin haramlığı vb.), sağlık ve tedavi alanlarında da (şifa ayetleri) açıklamalar mevcuttur.
5.3. Bilimlerin Konu ve Sorunlarına Olan Etkisi (Konu Oluşturma)
Kur’ân-ı Kerîm’in etki alanlarından biri de konuların geliştirilmesinde rol oynaması veya bilime yeni konular sağlamasıdır.
Örneğin Kur’an'da insan ruhundan bahsetmesiyle: "وَ نَفَخْتُ فِیهِ مِن رُّوحِی" “ve ona Ruhumdan üflediğim zaman…” Tıp biliminde “Ruhsal Sağlık” diye adlandırdığımız araştırma, sağlık ve tedavi için yeni bir alan doğmuştur.
Ayrıca Kur’an “yedi gök” bilimsel teorisini gündeme getirdiğinde kozmoloji alanında yeni araştırma konuları ortaya çıkmaktadır. "سَبْعَ سَمَاوَاتٍ" “…gökleri nizam ve intizam üzere yedi kat olarak yarattı”
Aynı şekilde Allah yolunda infaktan bahsetmesi, miras konusunu dile getirmesi, suçluya karşı had ve diyenin uygulanması konularını ele alması; ekonomi ve hukuk alanında da beyanlarının olduğunu gösterir.
6. Zorluklar Karşısında Kur’an’ın Rolü ve Bilimsel Çözümleri
Kur’an'ın bilimsel çözümlemeleri, İslam dünyasının önemli meselelerinde etkili olmakta, hatta Müslüman toplumdaki sorunların çoğu Kur’an'ın bilimsel çözümlemesi ile çözülebilmektedir. Bu konuların en önemlilerinden bazıları şunlardır:
6.1. Tefrika ve Birlik Eksikliği
Müslümanlar içinde bulunduğumuz çağda birçok tefrikalara duçar olmuşlardır ki; Kur’ân-ı Kerîm’in ilmî duruşu onları bu tefrikalardan kurtarabilir.
a) Fıkhî Tefrika:
Tanınmış beş mezhepte (Şiî, Hanbelî, Şafiî, Malikî, Hanefî) Müslümanlar fıkıh konusunda tefrikaya düşmüşlerdir. Dolaysıyla en basitinden abdest alma veya namaz kılma şekli dahi onları birbirinden ayırmış ve hatta bazen kışkırtmalara neden olmuş sonuçta çatışmalara yol açmıştır.
b) İnançsal Tefrika:
Müslüman âlimlerin tevhit ve şirk, velayet, imamet ve hilafet, adalet, meâd (tekrar diriliş), kader ve cebir, bed’â vb. konulardaki görüş farklılıkları, Müslümanların zaman zaman çekişmelerine neden olmuş; sömürgecilerin ve düşmanların bu ihtilaftan siyasî vb. istifade etmesine neden olmuştur.
c) Irk Ayr